18 MAYIS 1944 KIRIM TÜRKLERİ’NİN TOPYEKÛN SÜRGÜN VE SOYK - ŞEHİTLER OLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ - Blogcu



Ordumuz, Türk birliğinin, Türk kudret ve kaabiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir

BELİRLİ GÜN VE HAFTALAR

SEHİTLERÖLMEZ:TÜRK TARİHİ VE MİLLETİNE  YAPILAN SALDIRILARA KARŞI BİR SAVUNMADIR....


18/11/2007

18 MAYIS 1944 KIRIM TÜRKLERİ’NİN TOPYEKÛN SÜRGÜN VE SOYK


Türküz dedik çekip çekip vurdunuz...
Bizi vurup bizden hesap sordunuz...
Ölümden öteye köy mü kurdunuz!..
Korkumuz yok, korkumuz yok sizden...


Pek çoğumuzun ‘Tatarlar’ olarak andığı Kırım Türkleri, bu günkü Kırım topraklarına, 9. ve 10. yüzyılda gelmeye başladılar. O tarihlerde ‘Kıpçaklar’  olarak  biliniyorlardı. Rus kaynaklarındaki isimleri ‘Kumanlar’  idi.  Kıpçaklar, savaşçı insanlar olmakla birlikte, kalıcı devlet kuramadılar. Genel olarak, birlikte oldukları milletlerin yönetimlerinde yaşadılar ve onların kültürlerini benimsediler. 12. yüzyılın sonlarına doğru, tarih kitaplarımızda ‘Altınordu’ olarak geçen, gerçek adı Altın Orda  olan devletin temelleri atıldı. 1238 yılına gelindiğinde Batu Han devletin hâkimi olmuştu. Devletin halkı, Kıpçak Türkleri’nden oluşuyordu. Batu Han’ın kardeşi Berke Han Müslümanlığı kabul edince Kıpçaklar, kültürel bir değişim yaşadılar. Bu değişimin sonunda ‘Kırım Türkleri  denilen millet oluştu. Altınordu Devleti, son hakanları Toktamış Han zamanında, Emir Timur’a yenilince güç kaybetti. 1419 yılında tarih sahnesinden tamamen silindi. Yerine  birkaç hanlık kuruldu. Bunlardan biri, 1441 yılında Hacı Giray’ın kurucusu olduğu Kırım Hanlığı’dır. Hacı Giray Han, 1454 yılında, Osmanlı Devleti’nin askerî desteği ile, kendilerini rahatsız eden Cenevizliler’i yendi. Böylece Osmanlı Devleti – Kırım Hanlığı ilişkisi başladı.  İkinci Kırım Hanı Mengli Giray döneminde Kırım, Osmanlı Devleti’nin himayesine girdi. Himaye 300 yıl devam etti.

 

Rusya’nın gelişme politikalarını uygulamaya koyduğu dönemlerde Kırım’da taht kavgaları başlamıştı. Osmanlı Devleti de güç kaybediyordu.  Olaylar aynı tarih dilimine denk geldi. 1768 – 1774 Osmanlı Rus Savaşları yaşandı ve 21 Temmuz 1774 tarihinde Küçük Kaynarca Antlaşması imzalandı. Bu Antlaşmaya göre Kırım, Osmanlı’dan kopartıldı, bağımsızlaştırılarak Rusya’nın kolayca yutabileceği bir lokma haline getirildi. Ruslar, Kırım’daki taht kavgalarını körükleyerek iç  savaş haline dönüştürdüler. Bu sebeple Kırım Türkleri’nin bir bölümü, 1778 yılında, ‘Ak Topraklar’ dedikleri Osmanlı yönetimindeki  bölgelere göç etmeye başladılar. Yerlerine, 75.000  Rus köylüsü yerleştirildi. 8 Nisan 1783 tarihinde Rus Generali Potemkin komutasındaki Kızıl Ordu, Kırım’ı işgal etti. Lokma, yutulmuştu. Kırım, Rusya’nın bir vilâyeti haline getirildi. Kırım Türkleri’nden bir bölümü daha  Ak Topraklar’a doğru yola çıktı. 1783 – 1800 yılları arasında 500.000 kişi yurdunu terk etti. Ayrılanlar, toplam nüfusun % 35’i idi. Göçler, 1800’lü yıllar boyunca hep devam etti. Sayı, 1,5 milyona ulaşmıştı. 1900’lü yılların başında, yarımadada kalan Kırım Türkleri’nin sayısı, 300.000 olarak tahmin ediliyor.

 

İkinci Dünya Savaşı yılları, Kırım Türkleri için acılarla dolu olarak geçti.

 

SÜRGÜN KARARI VE UYGULANMASI

 

Savaş sonunda Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB) Devlet Başkanı Stalin, Kırım Türkleri’nin savaş sırasında Almanlarla işbirliği yaptığını iddia ederek top yekûn  sürgüne gönderilmesini emretti. Emir, 18 Mayıs 1944  gecesi  Kırım Türkleri’ne iletildi. İki saat içerisinde, evlerinden hiçbir eşyayı almaksızın, bulundukları köyün – kasabanın – şehrin meydanında toplanmaları  isteniliyordu. Evini terk etmek istemeyenler zorla götürüldü. Direnenler, dipçik darbeleriyle hemen oracıkta öldürüldü. Çığlıklarla inleyen gökyüzünün karanlığını delmeye çalışan güneş, kana bulanmış Kırım topraklarına ilk ışıklarını gönderirken, 423.100 kişiden oluşan Kırım Türkleri, hayvan taşınmasında kullanılan tren vagonlarına, âdeta istif eder gibi yerleştirildiler. Vagonlara doldurulanların 57.000’i  0–5 yaş arası çocuk, 68.000’i ise 60’ın üzerinde yaşlı insanlardı.

 

Ertesi gün, Arabat bölgesinde bir köyde, 150 civarında  Türk’ün unutulduğu anlaşıldı. Haber Stalin’e ulaştırıldığında emir verdi: ‘Bunların işini 24 saat içerisinde bitirin !’ Emir yerine getirildi: Bebek, ihtiyar ve genç...  köy halkı, küçücük bir tekneye dolduruldu. Tekne, kıyıdan bir-kaç mil açılınca batırıldı. Karadeniz’in hırçın dalgaları soydaşlarımıza mezar oldu. Türkler’le birlikte Kırım’da yaşayan Musevî dinine mensup Türkler ile aynı dine mensup Yahudiler de sürgün edildiler. Çünkü bu iki gruba mensup insanlar, Tırım Türkleri ile iyi ilişkiler içerisinde idiler.

 

Yapılan işlem, Kırım Türkleri’ni yok etme politikasının,  o günün öncesinde ve sonrasında, tarihin yazmadığı bir vahşetle uygulanması idi. Bir aydan fazla süren yolculuk sırasında, kimsenin vagonlardan inmesine asla izin verilmedi. Her türlü ihtiyaçlar, vagon içerisinde karşılanıyordu. Ölenlerin cesetleri kokmaya başlayıp esasen zor teneffüs edilen hava, tehlikeli ölçüde zehirlenince, pencerelerden rast gele atılıyordu. Yolculuk sırasında 195.371 kişi öldü.

 

Trenler; Kabartay, Sibirya, Kırgızistan, Kazakistan  ve Özbekistan’da yolcularını boşalttılar. Özbekistan’a gelenler, daha önceden hazırlanmış ve tembihlenmiş Özbek Türkleri tarafından taşlandı. Yaralananlar ve ölenler oldu. Hayatta kalmayı başarabilenlerin % 3’ü, çok kötü şartlar altındaki hayata dayanamadı. Açlık, sıtma, verem ve diğer hastalıklar sebebiyle ilk altı ay içerisinde öldü. Geri kalanlar, farklı iklim şartlarındaki sürgün bölgelerinde can, mal  ve kültürel değerlerini korumaları engellenerek âdeta açık hava hapishanesi şartlarında yaşamaya mahkûm edildiler.

 

Kırım Türkleri, 1956 yılına kadar zor şartlar altında hayatta kalmak için  uğraş verdiler. Bulundukları yerleşim alanının dışına çıkmaları yasaktı. Eğitim görmeleri engelleniyor, kültürlerini korumalarına izin verilmiyordu. Kırım şivesiyle konuşanlar, şarkı-türkü söyleyenler cezalandırılıyordu.

 

1956 yılında Krusçev, Stalin dönemini karalama kampanyası başlattı. Bu kampanya ile Kırım Türkleri, rahat nefes alma imkânı bulabildiler. Kültürel organizasyonlarına ve eğitim görmelerine izin verildi. Bu yumuşamadan cesaret alan Kırım Türkleri, vatana dönmek istediklerini ilgililere duyurmaya başladılar, Kremlin’e temsilciler gönderdiler. 1960’lara gelindiğinde sürgündeki Kırım Türkleri’nin millî mücadelesi, firesiz bir kitle hareketine dönüşmüştü.  Miting ve protesto toplantıları düzenlendi. Toplantılara katılanlar ağır şekilde cezalandırıldı. 23 Nisan 1978 günü  Musa Mahmut isimli bir Türk, soydaşlarına yapılan haksızlığı protesto etmek için kendisini yakarak intihar etti. Kırım Türkleri’nin efsaneleşen lideri Abdülcemil Mustafa Kırımoğlu  hapse mahkûm edildi.

 

6 Temmuz 1987’de başlayıp 5 Ağustos 1987’ye kadar devam eden Moskova gösterilerinden sonra, SSCB yönetimi, Kırım Türkleri’nin  vatana ihanet suçlarını kaldırdı. Yine de dönüş izni vermedi.

 

VATANA DÖNÜŞ

 

Beklenen izin 1990 yılının Temmuz ayında çıktı. Kırım Türkleri’nden bir grup,  2-3 ay süren çileli yolculuktan sonra ata  yurduna döndü. 1944’e ayrılırken üzerlerindeki elbiselerden ve gönüllerindeki vatan  aşkından başka hiçbir şeyleri yoktu. Dönüşte; ceplerinde diplomaları, altlarında arabaları,  cüzdanlarında az veya çokça bir paraları vardı. Kimi inşaat mühendisi, kimi doktor, kimi müzisyen olarak meslek sahibi olmuştu.  Vatana döndükten sonra aylarca naylondan yapılmış çadırlarda yaşadılar. İmkânı olanlar kendi evlerini  kendileri inşa ettiler. Olmayanlar, zor şartlar altında, fakat vatanda  olmanın huzuru içerisinde  yaşamaya çalışıyorlar.

Sürgünden dönenlerin sayısı 260.000 civarında. Daha bir o kadarı dönüş izni bekliyor, imkân arıyor.

Ukrayna Cumhuriyetine bağlı, 30.000 kilometrekarelik alana sahip Kırım Muhtar Cumhuriyeti’nde 2.600.000 insan yaşıyor. Etnik dağılım şöyle: Ruslar: % 67, Ukraynalılar: % 22, Kırım Türkleri: % 10 orana sahip. Yarımadada 30.000 Yahudi, 5.000 Ermeni, 2.500 Alman, 1.500 Bulgar, 800  Karaim (Yahudi dinine mensup Türk) ve 500 Kırımçak (İsrail Yahudi’si) yaşıyor.

 Ruslar, Kırım’ın Rusya’nın bir vilâyeti olması için çalışıyorlar. Ukraynalılar, Türkler ve diğerleri tam bağımsızlık veya mevcut statünün devamından yana görüş bildiriyorlar.

 Kırım, Rusya ve Ukrayna kıskacında huzursuz günler yaşıyor.

 Sürgündeki son Kırım Türkü anayurduna dönmeden, Kırım’ın gelecekteki statüsünü belirlemek  huzursuzlukları artırır.

Kırım’da, sürgünde yaşayan Kırım Türkleri;  büyük önderleri  Gaspıralı İsmail Bey’in  söylemi ile: “Dilde, fikirde ve işte birlik” sağlayabilirlerse, arzuladıkları çözüme kolay ve tez ulaşabilirler.


OĞUZ ÇETİNOĞLU


KONU İLE İLGİLİ GÖRÜŞLERİNİZİ YAZINIZ! :: Arkadaşına Gönder!

3 MESAJ BIRAKILMIŞTIR

  1. Yazan: onur temur | Tarih: 2008-10-05 15:22:42
    Konu: slm torunlar
    ben 84/4 tertip olarak lojistik destek komutanı oğuz gümüşteki
    nin haberciliğini ve şöförlünü yaptım site güzel olmuş ama birazdaha üzerinde çalışmak gerek

    Bağlantı »

  2. Yazan: 88\1 baston boru trampetten saygılarla lojistik destek 5 .zırhlı tugayı | Tarih: 2008-08-02 12:39:58
    Konu: slm
    slm dedeler nbr ula adamlara ne çektirmişiniz varya

    Bağlantı »

  3. Yazan: Gunisigim | Tarih: 2008-02-11 11:52:38
    Konu: Selamünaleyküm
    Askerden döndüğünü söylemişsin.Hoş geldin gardaş.
    Ama asıl görev şimdi başlıyor.Allah yar ve yardımcın olsun.

    Bağlantı »


şehitler ölmez vatan bölünmez

Onlar, delikanlı çağında, millet ve vatan aşkıyla ellerine silah aldılar. Hepsi birer ana kuzusuydu ama tüfek kuşanıp da, bölücü kurşunlarına karşı göğüslerini siper ederken arslan kesildiler. Damarlarındaki kan “deli” gibi akarken tek düşünceleri vardı: Bin yıllık Türk yurdunu bölmek isteyen gafillere karşı durmak! Albayrağın gölgesinde nöbet tutarken can verip şehitlik mertebesine eriştiler img149/1954/test01ld5qo5.jpg
« Önceki :: Sonraki »

Image Hosted by ImageShack.us

Tedhiş ancak tedhişle mağlup edilebilir.Bu dünyada yalnız cesur ve azimli insanlar galip gelmiştir.Ve biz öyle kuvvetli,öyle asil,öyle yüce bir fikir için mücadele ediyoruz ki bu son damla kanımızı akıtıncaya kadar savunmaya layıktır.Aklın bittiği ve sustuğu yerde son karar savaşa aitir ve en iyi savunma hucumdur.

Bugun Türk bayrağını yakarak ,

Vatanima göz dikerek ,

mehmetciğime ates edederek mutlu olacaklarını sanan gafillere,

teröristlere  ve nankörlere sadece üç kelimelik bir mesajı var Türk Gençliği'nin

UNUTMAM,UNUTTURMAM,AFFETMEM

Buyuzden varız ŞEHİTLER ÖLMEZ

free web hit counter
Ne Mutlu Türk'üm Diyene