ŞEHİTLER OLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ - Blogcu




Ordumuz, Türk birliğinin, Türk kudret ve kaabiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir

BELİRLİ GÜN VE HAFTALAR

SEHİTLERÖLMEZ:TÜRK TARİHİ VE MİLLETİNE  YAPILAN SALDIRILARA KARŞI BİR SAVUNMADIR....


Şehit Mektubu…

Sana evlat acısı yaşattığım için beni affet anne!
Biliyorum bana kızmıyorsun. Ama içinde yanan ateşle “ağıt” yakıyorsun anne. Ana yüreği bu. Biliyorum yüreğinde kocaman bir kor yanacak bundan sonra. Bayramların bayram olmayacak bensiz. Mezarımın başında geçireceksin tüm bayramlarını. Mezar taşımı temizleyeceksin gözyaşlarınla.
Düşman işgaline uğramasın bu topraklar anne. Dayan annem dayan! Ben seni şehitlerin arasında bekleyeceğim.

O koca yüreğinde ateş yaktığım için beni affet baba!
“Vatan sağ olsun!” derken sesin titreyecek biliyorum baba. Bayrağımıza bakarken “Vatan sağ olsun!” diyeceksin tekrar tekrar… Çocukluğumda bana anlattığın Çanakkale şehitlerine senden selam götüreceğim baba.

Beni affet taze gonca gülüm, hayat arkadaşım!
Seni genç yaşta dul bıraktığım için. Ben şehit oldum, sen şehit eşi. Dünya hayatında yokluğumun acısını yaşayacaksın belki…
Tabutumun başında ağlarken “Doyamadım sana yiğidim!” diyerek gözyaşlarını damlattın tabutuma. Ben sana doydum mu sanıyorsun? Ya senin namusuna leke getirecek alçaklar ülkemi işgal etseydi! işte o zaman ben gerçekten ölmüş olurdum.

Sizi “yetim” bıraktığım için beni affedin evlatlarım!
O küçük ellerinizi tutup yanaklarınıza bir öpücük daha kondurmak için neler vermezdim. Kokunuz burnumda tüterken şehitlik nasip oldu. Size doyamadım.
Sen beni öldü sanma oğlum. “şehitlere ölü demeyin!” diyen Allah, bize ölmeden önce yerimizi gösterdi. Orayı görsen sende bir an önce şehit olmak istersin. Seni orda bekleyeceğim oğlum! inşallah sende şehit olursun!

Kolay mı bırakıp gittim sizi sanıyorsunuz. Hepiniz gözümün önünden geçtiniz. “Ben sizi nasıl bırakıp giderim?” diye düşünürken, Hz. Peygamberi gördüm anne. Ellerini açmış beni bekliyordu anne. Ruhumu teslim ederken gideceğim yer gösterildi bana. O ne güzellik! Cennete uçtuğumu anladım. Bakmayın siz cesedimin kan revan içinde kaldığına. Hiç acı çekmedim ben. Dünyada şehitlerden başka hiç kimsenin yaşayamayacağı kadar rahat bir ölüm yolculuğu yaptım.

Milletime söyleyin, beni Fatihasız bırakmasın!

Mektubu okuduktan sonra, babasının ellerinden öper gibi, mektubu öpüp alnına koyarsa öğrencim, ben onun gözlerinin içine nasıl bakarım? Babasının son mektubunu okurken bile dimdik duran öğrencimin alnından öperken, gözyaşlarımı tutabilir miyim?

SON MEKTUP ( BİR ŞEHİT MEKTUBU )

18/03/2006

HATIRLARMISIN CANIM ANAM , SANKİ BİR DÜĞÜN BAYRAM BİR HAVASI VARDI O GÜN BİZİM MAHALLEDE DAVULUN SESİ BİR BAŞKA RENK KATIYORDU HALAYLARA ARKADAŞLARIM DOSTLARIM HEP YANI BAŞIMDAYDILAR HİÇ İNDİRMİYORLARDI
BENİ OMUZLARINDAN DUALARINIZ SEMALARA YÜKSELİYORDU ADETA DİLLERDE
KALPLERDE HEP AYNI İNANÇ VARDI DUYGULAR BİRDİ GÖNÜLLLERDE KORKU İSE ASLA YOKTU SEL OLUP COŞAN O YAŞLI GÖZLERDE ….
ÖPMÜŞTÜM O MÜBAREK ELLERİNİ HELALLİK İSTEMİŞTİM SENDEN VE SENİ
NE KADAR ÇOK SEVDİĞİMİ SÖYLEMİŞTİM HATIRLIYORMUSUN ANAM.
VATAN BORCU NAMUS BORCU DERDİN SEN ÖĞRETMİŞTİN HER ŞEYİ
BANA KARŞILIKSIZ , EZANI BAYRAĞI VE VATANI SEVMEYİ GEREKİRSE BU UĞURDA SEVE
SEVE CAN VERMEYİ EVET SEN ÖĞRETMİŞTİN ANAM. KORKMA OĞLUM DERDİN KORKMA ASLA , VATAN İÇİN BAYRAK İÇİN ŞEHİT BİLE OLSANDA …
AL YAZMALI ELLERİ NASIRLI GÜL YÜZLÜ ANAM , ELLERİME KINA YAKIP AL YAZMANI BAĞLADIĞIN GÜNÜ HATIRLA… OĞLUM SENİ BEN VATANIMIZA GELİN EDİYORUM DEMİŞTİN . ÇOK MUTLUYDUN HELAL OLSUN DİYORDUN VATAN İÇİN HER ŞEY . İŞTE HALA ELLERİM KINALI KOKUNU SAKLIYORUM ELLERİMDE… BENİM YERİMDE OLMAK İSTEYİPTE OLAMAYANLAR İÇİNSE ÇOK ÜZÜLÜYORUM BİR BİLSEN
ANAM.
BU SANA SON MEKTUBUM ANAM ,ÇÜNKÜ DÜN GECE BİR RÜYA GÖRDÜM. RÜYAMDA MELEKLER ŞEHİT OLACAĞIMI MÜJDELİYORLARDI. AL RENKLİ BAYRAĞI
MIZI ELİME UZATIP GÖKYÜZÜNDEN MİLYONLARCA YILDIZI ÜZERİME
DÖKÜYORLARDI VE HADİ GEL ,GEL DİYE SESLENİYORLARDI…SONRA KIRMIZI BEYAZ GÜLLERİN BURAM BURAM KOKTUĞU ,KUŞLARIN ŞARKI SÖYLEDİĞİ ÇOK GÜZEL MİS KOKULU BİR BAHÇEYE GÖTÜRDÜLER ÖYLE MUTLUYDUM Kİ ANLATAMAM ANAM. O ANDA BİRDEN HANİ SENİNLE BİRLİKTE ŞAHİT OLDUĞUMUZ ,SAKATLIĞINDAN DOLAYI ASKER OLAMAYACAĞI ŞEHİT DÜŞEMEYECEĞİ İÇİN AĞLAYAN YEDİ YAŞINDAKİ O KÜÇÜK ÇOCUK BELİRİVERDİ YAVRUCAK BENDE BENDE DİYORDU BENDE ŞEHİT OLMAYA HAZIRIM VE NASIL AĞLIYORDU BİR BİLEBİLSEN ANAM .
ŞİMDİ BİR DÜŞÜN ANAM ; EZANLAR HİÇ SUSAR , BAYRAKLAR İNER Mİ ? BÖLEBİLİRLER Mİ ŞU AZİZ VATANIMIZI KİMİN GÜCÜ YETER KİMİN ANAM.
BEN ÇOK MUTLUYUM NE OLUR SENDE MUTLU OL. ARKAMDAN HİÇ AĞLAMA
OLURMU , OLURMU ANAM. BİLİYORUM BİR DAHA GÖRÜŞEMEYECEĞİZ BEN ŞEHİT OLACAĞIM . SEN İSE ŞEHİT ANASI , VATAN SAĞOLSUN ANAM. DÜNYAYA TEKRAR GELECEK OLSAM ŞEHİT OLMAK İÇİN GELİRİM SEN HİÇ ÜZÜLME ÇÜNKÜ ŞEHİT
LER ÖLMEZ ; ÖLMEZ ANAM. SEN HAKKINI HELAL EYLE .EĞER BENİ ÖZLERSEN BAYRAĞIMIZA BAK DALGALANDIKÇA HEP BENİ GÖRECEKSİN TOPRAĞA SARILDIĞINDA SICAKLIĞIMI HİSSEDECEK GÜLLERİ KOKLADIĞINDA KOKUMU SOLUYACAKSIN. SAKIN AMA SAKIN HİÇ AĞLAMAYACAKSIN ANAM.
VAKİT GELDİ MELEKLER EL SALLIYOR BENİ ÇAĞIRIYOR. ALLAHA EMANET OL
BENİM CANIM ANAM. EVET ÇOK YAKINDA ŞEHİT OLACAĞIM AMA HER SABAH GÜNEŞLE YENİDEN DOĞACAĞIM SAKIN AĞLAMA ANAM ÇÜNKÜ BEN CENNNETTE
OLACAĞIM , CENNNETTE OLACAĞIM , CENNNETTE OLACAĞIM …

YAZAN VE SESLENDİREN
ŞaiR OrHaN

Bir Şehidin Bayraklaşan Mektubu

                               Sınır Karakollarından birinde vatani görevini yapmakta olan Mehmet oğlu Mehmet terhisine bir ay kala hain parmakların çektiği tetiklerle şehit olmuştu.

                         Mehmet'in üzerinden emekli devlet memuru babasına yazdığı; ancak postaya vermesi nasip olmayan yarım kalmış bir mektubu çıktı. Komutanlarının ve doktorların bu mektubu okuduklarında gözlerinden yaşlar boşaldığı görüldü ve komutanının ağzından bir tek cümle çıktı. 'Allah kahretsin! '
                         Hadi bu mektubu hep birlikte okuyalım.
'Benim sevgili babacığım. Sizlerden ayrılalı epey zaman oldu. Her şeyin bir sonu olduğu gibi askerlik hizmetimin de sonuna geldim. Şurada bir ay gibi kısa bir zaman kaldı terhisime. O günü Rabbim bize nasip ederse ahdim olsun seninle, annemle ve kız kardeşimle üç gün, üç gece hiç dışarı çıkmadan oturup hasret gidereceğim. Annemin pişirdiği yemekleri, bacımın demlediği çayları birlikte içeceğiz. O zaman özlemlerimiz de, hasretlerimizde son bulacaktır inşallah.
Mektup bu kadardı. Belli ki Mehmet bundan fazlasını yazmaya vakit bulamadan nöbet saati gelmiş ve görevine gitmişi ki bu mektubun devamını yazamamıştı. Yarım kalan bu mektubu göğüs cebine koymuş, o gün devriye hizmetini yaparken hain bir parmağın çektiği tetikle şehit olmuştu. Mehmet'in bu mektubu al kanından zar zor okunuyordu; çünkü hain mermi onu tam kalbinden vurmuştu. O mektup da kalbinin üzerindeydi.
Mehmet'in zatî eşyaları emanete alınmış, bir kutu içerisinde cenazesi ile birlikte doğup büyüdüğü memleketine gönderilmişti. Bu eşyalar içinde yarım kalmış kan ağlayan bu mektup da vardı.
Devlet şehidine karşı son görevini yapmış, törenle Mehmet ebedi yolculuğuna gönderilmişti. Ateş düştüğü yeri yakar misali komutanları, ailesi, yavuklusu hıçkıra hıçkıra ağladılar. Taziyeler alındı, dualar okundu ve aradan üç dört gün gibi bir zaman geçti. Baba Mehmet Efendi şehidiyle birlikte gelen kutuyu açtı, oğlunun al kanıyla allanmış mektubunu gördü ve başladı okumaya.
' Sevgili babacığım bizi askerlik hizmetine gönderdiğinizde davul zurna ile gönderdiniz. Git oğul. Vatanına, milletine, devletine, namusuna sahip ol dediniz. Bizler buraya geldik. Gecemizi gündüzümüze katıp vatan hizmetinin kutsallığına, mübarekliğine inanarak dosdoğru görevimizi ifa ettik.
Ancak karşımızda düşman göremedik. Karşımızda şerefli bir düşman yoktu. Karşımızda şerefsiz bir ihanet vardı, yalan vardı, soygun vardı, talan vardı. En önemlisi vatan hainliği vardı.
Nerde bir vatan haini varsa, nerde bir banka soyguncusu varsa, nerde tüyü bitmemiş yetimin, öksüzün malını çalıp çırpan varsa, nerde devletine ihanet eden, milletine ihanet eden, tarihine ihanet eden hatta hatta Sarıkamış'ta, Sakarya'da, Çanakkale'de şehit olan aziz şehitlerimizi soykırım yaptılar iması ile katillikle, canilikle suçlayan şerefsizler varsa. Bu şerefsizler yatında katında, dostlarının kucağında gününü gün ederlerken bizler yani gencecik fidan gibi vatanın öz be öz evlatları ise burada teker teker şehit oluyoruz.
Kime karşı, kimlere karşı?
Bu şerefsizler palazlansınlar, sömürülerine devam etsinler diye mi?
Yoksa bizim gece gündüz, eksi 30 derecede nöbette beklediğimiz güzel yurdumuzu bölsünler, parçalasınlar diye mi?
Dahası Avrupa Devletleri denilen haçlı ruhunun ülkemiz üzerindeki kirli oyunlarını istedikleri gibi sahneye koysunlar diye mi?
Kime karşı sevgili babacığım, kime karşı?
Bizler burada yirmi dört saat bayrağımız dalgalansın diye başımız gönderde, ellerimiz tetikte, bayrağımızı korurken, şehir meydanlarında bayrağımız yırtılsın, bayrağımız yakılsın diye mi?
Otuz bin kişinin katili o cani denize nazır kaloriferli hücresinde manzara seyretsin diye mi?
Karşımızda mert ve şerefli bir düşman yok ki babacığım. Karşımızda pusu var, ihanet var, alçaklık var, çukurluk var, döneklik var. En önemlisi hainlik var.'
Baba daha fazla devam edemedi gözlerinden akan yaşlar, oğlunun al kanıyla bezeli mektubunun üzerine damla damla düştü. Ve o mektup bir ay yıldız şeklinde göndere asılmayı bekleyen mübarek bir bayrak haline dönüştü.
Baba bu mektubu tekrar komutana götürdü. Komutan bu mektubun ikinci bölümünü kimin yazdığını araştırdı; ama bir türlü bulamadı ve gene ağzından o tek cümle çıktı. 'Allah kahretsin.' Acaba bu mübarek mektubu kim veya kimler yazmıştı?
Ama yazı aynı, yazgı aynı idi.
Baba tek oğlunun, tek ocak umudunun al kanıyla allanmış mektubu itina ile katlayıp öptü ve sol göğsünün üzerindeki cebine koydu.
Onunda ağzından bir tek cümle çıktı 'VATAN SAĞOLSUN.'


23 Mart 2006 Tarihli Nurhak Gazetesinde yayınlanmıştır.

 

Mehmet Şükrü Baş

VATAN SİZLERE MİNNETTARDIR..

BORDO BERELİ ASTSUBAY 6 AY ÖNCE EVLENMİŞTİ
Eşine acı haberi veremediler

Ispartalı şehit astsubay Cengiz Gülcü’nün Almanya’da bulunan 6 aylık eşi Nazan Gülcü’ye acı haber verilemedi. Türkiye’ye hareket eden genç kadına, bordo bereli eşinin yaralandığı ve hastanede yattığı söylendi. Şarkikaraağaç’a bağlı Göksöğüt beldesindeki evlerine gelen askeri yetkililerden oğlunun şehit olduğu haberini alan Fidan Gülcü, sinir krizi geçirdi. İğne yapılarak sakinleştirilen şehidin annesi ile babası Mevlüt Gülcü, gelinleri için “Yara sarmaya geldiğini zannediyor” diyerek gözyaşı döktü.
Fidan Gülcü, Ankara Gölbaşı’nda görev yapan oğlunun kendisine telefon açıp “Siirt’e gidiyorum” dediğini, aslında Şırnak’ta görevli olduğunu bilmediğini söyledi. 5 gün önce annesine telefon eden şehit astsubay, 10 gün sonra izne geleceği müjdesini verdi. Bunun üzerine eşinin oğluna en sevdiği börekleri yaptığını belirten baba Mevlüt Gülcü, “Şimdi onları kim yiyecek?” dedi. Gülcü’nün kardeşi Ahmet Gülcü’nün de 2 yıl önce trafik kazasında öldüğü kaydedildi. 
MEHMET ERÇAKIR Isparta DHA

 

 

 

Düğün yerine cenaze töreni
Şehit piyade astsubay Faruk Kaya’nın (32), nişanlısı Nursel Kaya ile bir ay önce resmi nikâh kıydırdığı, mayıs ayında da düğün yapmaya hazırlandığı belirtildi. Tarsus’ta taksicilik yapan işçi emeklisi Hurşit Kaya, “Oğlumun Siirt’te görev yaptığını biliyordum. Sık sık operasyonlara katılıyordu. Vatan sağ olsun” dedi. Hurşit Kaya, oğlunun bir ay önce Ankara’da bir dershanede öğretmenlik yapan Nursel Kaya ile nikâh kıydırdığını, 9 Mayıs’ta da düğün yapmaya hazırlandıklarını söyledi. MHP’li Tarsus Belediyesi, Kaya ailesinin Türk bayrakları asılan evinin önüne taziye çadırı kurdu. Piyade Astsubay Başçavuş Faruk Kaya’nın cenazesi, Adana Havalimanı’ndan eskortlar eşliğinde alınarak Mersin’in Tarsus ilçesine getirilip, 70’nci Yıl Devlet Hastanesi morguna konuldu. Bu sırada tabuta sarılan ağabeyi Osman Kaya, “Kurban olurum” diyerek ağladı. Şehidin özel eşyaları da, ailesine verilmek üzere İlçe Jandarma Komutanlığı’na teslim edildi.
DHA

 

Hedefi kurmay olmaktı
Şırnak’ta şehit edilen bir çocuk babası piyade yüzbaşı Hasan Hatıl’ın (32) Zonguldak’taki babaocağına ateş düştü.
Emekli maden işçisi Şaban Hatıl ile eşi Makbule Hatıl, çocuklarının ölüm haberini alınca fenalık geçirdi. Hatıl ailesinin tek katlı evi ile sokağa Türk bayrakları asıldı. Oğlunun Anadolu Lisesi’ne giderken asker olmaya karar verdiğini belirten Şaban Hatıl, “5 Aralık’ta 4 aylık görev için Doğu’ya gitmişti.
En son bir hafta önce telefonla konuştuk. Göreviyle ilgili hiçbir şey söylemedi. Sadece 7 Nisan’da Ankara’daki birliğine döneceğini söyledi. Ama bu iş geldi başımıza” diyerek gözyaşı döktü. Oğlunun 2002’de Halime Hatıl’la evlendiğini ve 4 yaşında Serhan isimli bir çocuğunun olduğunu anlatan Şaban Hatıl, Ankara’daki askeri lojmanlarda oturan oğlunun hedefinin kurmaylığa kadar yükselmek olduğunu söyledi. 
ERSİN ERCAN, DURSUN SEVİNDİK Zonguldak DHA

şehit mektupları..

Sevgili Anneciğim,

Buraya geldikten ancak kırk gün sonra size bir iki satır şey yazabilmek için fırsatı askerliğini bitiren erlerin gidişinden yararlanarak yakaladım. Şu mektubu yazmak için kağıdı bile askerlerin koğuşundan aratarak zorla buldum. Burada yaşamak zor anne. İsterseniz birazcık size buralardan bahsedeyim.

Burası Şırnak'tan 20-25 km. uzaklıkta doğusunda Cudi dağı, batısında Gabardağı, güney de ise Giraf diye dağların bulunduğu 60-70 hanelik bir köy. Köyün hemen girişinde bulunan bölüğümüzde betondan sadece bizim kaldığımız iki gözlü bir ev yanında bulunan bir haber merkezi var. Bölükte askerlerin kaldığı yer tam bir ahır görüntüsünde. Şu anda ikmallerimize araçların gelebildiği yere kadar gidip, tahminen 10 km kadar yokuş bir yolla sırtımızda taşı***** yapıyoruz. Burda herşeyimizi kendimiz yapmak zorundayız. Aksi halde aç veya odunsuz kalıp soğuktan donabiliriz. Bir aydır kesik olan elektriğimiz iki gün evvel geldi. Bir şeyin yokluğu olmayınca varlığından bir şey anlamıyormuşuz. O altmış hanelik köyün görüntüsü elektrik gelince bize kocaman bir kent gibi gelmişti. Kısacası burada herşeyin yokluğunu çekiyoruz ama en çok sizlerin ve sevdiklerimizin. Bu yıl kar burada çok fazla yağdı. Köylüler 30 yıldır böyle kar görmediklerini söylüyorlar. Bir hafta devamlı yağan kardan sonra birde terörist peşinde dolaşmak bize hem doğayla hemde teröristle uğraşmak zorunda bırakıyor. Bir görev en az beş gün sürüyor, dağlarda, karla soğukla, teröristlerle ve korkuyla mücadele etmek zor gerçekten çok zor. Fakat her şeye rağmen yaşamak için bunları yapmak zorundayım. Burda benimle birlikte 20 tane askerin sorumlusuyum. Onların hem komutanı hem annesi, babası hemde arkadaşı olmak zorundayım. Bazen üç gün uyumadığım zamanlar oluyor. Burda uyumakla ölmek arasında pek fazla fark yok. Daima uyanık olup hem etrafı hem nöbetteki askerleri kontrol etmek zorundayım. Bir anlık gaflet hepimizin sonu olabilir.

Köylülerin çoğu terörist fakat onlarda hem bizlere hem teröristlere yardım etmek zorunda kalıyorlar. Köylüler iki mt karda bir yere gidemedikleri için önce bizim gidip gelip yolları açmamızı bekliyorlar. Ne sağlık ocağı, ne okul nede köylülerle uğraşacak bizden başka bir kurum var. İster istemez bizimle iyi geçiniyorlar. Geçen gün yine bir köye gitmiştik. İki gün sonra köyün muhtarı yanımıza gelerek bir kadının çok kötü doğum sancıları çektiğini ilk doğumu olduğunu, bir türlü doğum yapamadığını söyledi. O anda bir insan hayatının benim ellerimde olduğunu düşündüm. Köyün yolu kardan kapalı ve kadının yetiştirilmesine imkan yoktu. Zaten kadın geceden beri sancı çekiyormuş. Köylü gece çıkamadığı için gelememiş, gece gördüğümüz herkese terörist muamelesi yapıyoruz. Yapabileceğin tek şey tabur komutanını ara***** helikopter istemekti. Fakat helikopter bizim için bile gelmiyordu nerde kalmış bir köylü için. ama yine de tüm içtenliğimle ve ısrarla helikopter istedim. Köylüyü toplayıp köyün ortasında helikopterin inmesi için iki mt kalındığındaki karı açtırdım. Bütün köylü ve ben büyük gayret gösterdik. Artık her şey helikopterin gelmesine kalmıştı. Sıkıntılı bekleyişler ve birçok ricadan sonra nihayet helikopter geldi. Kadını gönderdik. Artık benim yapabileceğim hiçbir şey kalmamıştı. O kadına dua etmekten başka bir şey yapamazdım.

Köylünün benim elimi sıkıştan ve bana ettikleri dualar belkide sizin yaptığınız dualar kadar vardır. İşte günler burada her şeyi yaşa***** geçiyor. Gündüz elini sıkan köylü akşamları dağa çıkıp üzerime ateş yağdırabilirler. Akşam olunca her şey bitiyor burda. Sadece bekleme başlıyor ta ki bir kaleşnikof un bu sessizliği bozmasına kadar. İşte o zaman insanın aklına hiçbir şey gelmiyor, karşındakileri caydırıp seni yok etmesine izin vermeden bildiğim tüm askerlik kavramlarını uyguluyorum. Yaşamakta ölmekte tuhaf buralarda. Buralara nasıl düştüm? Suçum neydi? Bilmiyorum ama her şeye rağmen başa gelen çekilir diyorum. Her gün ağarmasında acaba batan günü görebilecekmiyim? diyorum. Ne yaşayacağım ne de öleceğim belli herşey olabilir ama buradan sağ salim dönmek ve sizlerle tekrar kavuşmanın özlemiyle yaşamaya daha kuvvetli sarılıyorum.

Sizleri çok seven oğlunuz
Komando Astğm.
Ömer Zeki Varan


şehitler ölmez vatan bölünmez

Onlar, delikanlı çağında, millet ve vatan aşkıyla ellerine silah aldılar. Hepsi birer ana kuzusuydu ama tüfek kuşanıp da, bölücü kurşunlarına karşı göğüslerini siper ederken arslan kesildiler. Damarlarındaki kan “deli” gibi akarken tek düşünceleri vardı: Bin yıllık Türk yurdunu bölmek isteyen gafillere karşı durmak! Albayrağın gölgesinde nöbet tutarken can verip şehitlik mertebesine eriştiler img149/1954/test01ld5qo5.jpg
« Önceki :: Sonraki »

Image Hosted by ImageShack.us

Tedhiş ancak tedhişle mağlup edilebilir.Bu dünyada yalnız cesur ve azimli insanlar galip gelmiştir.Ve biz öyle kuvvetli,öyle asil,öyle yüce bir fikir için mücadele ediyoruz ki bu son damla kanımızı akıtıncaya kadar savunmaya layıktır.Aklın bittiği ve sustuğu yerde son karar savaşa aitir ve en iyi savunma hucumdur.

Bugun Türk bayrağını yakarak ,

Vatanima göz dikerek ,

mehmetciğime ates edederek mutlu olacaklarını sanan gafillere,

teröristlere  ve nankörlere sadece üç kelimelik bir mesajı var Türk Gençliği'nin

UNUTMAM,UNUTTURMAM,AFFETMEM

Buyuzden varız ŞEHİTLER ÖLMEZ

free web hit counter
Ne Mutlu Türk'üm Diyene