DOSTUMUZ ABD'NİN ORTADOĞU PROJESİ - ŞEHİTLER OLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ - Blogcu




Ordumuz, Türk birliğinin, Türk kudret ve kaabiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir

BELİRLİ GÜN VE HAFTALAR

SEHİTLERÖLMEZ:TÜRK TARİHİ VE MİLLETİNE  YAPILAN SALDIRILARA KARŞI BİR SAVUNMADIR....


7/7/2006

DOSTUMUZ ABD'NİN ORTADOĞU PROJESİ

4 Temmuz'da ABD'de yayınlanan bir harita Türkiye için tasarlanan son şekli ortaya seriyor. Türkiye'nin Güneydoğusu "Kürdistan ve Ermenistan toprağı gösteriliyor ve çeşitli eyaletlere bölünüyor

Tarık TAVADOĞLU

"NEWER Quit the Fight " isimli kitapta bir harita yayınlandı. Büyük Ortadoğu Projesi'nde Ortadoğu'nun tasarlanan son şeklini gösteren bu haritada Batı'nın hayalindeki manzara çıkıyor karşımıza. Haritada Kürdistan ve Erministan devletlerinin yanısıra bölünen eyaletlerde Diyarbakır öne çıkıyor. Stratejistler " Diyarbakır'ın adının geçmesi tamamen Amerika'nın Ortadoğu'ya ilişkin siyasi hedefleri dolaysıyladır. Amerika'nın bugün Irak'ın kuzeyinde oluşturmaya çalıştığı kukla devletin başkentini, ileride Diyarbakır'a taşımayı hedefliyor " diye özetliyor.

ABD'nin çok büyük bir sahayı kapsayan Büyük Ortadoğu Projesi " Böl ve yönet " fikrinden hareketle Cezayir ve Fastan Endonezya'ya kadar uzanıyor.Projenin Türkiye ayağında ABD'nin hedefi, geleceğin en büyük stratejik maddesi olan suyun başına oturmak ve zengin Mezopotamya toprakları ile GAP'i da ele geçirmek olduğu biliniyor. " Büyük Ortadoğu " projesi sadece Ortadoğu, Kafkaslar/Orta Asya, Güney Asya'dan sonra Kuzey Afrika'yı etki alanına alan bir proje değil. Bu proje, Türkiye'ye kurulan bir tuzak.

Türkiye'ye kurulan tuzak

1990'larda İsrail'in yönlendirmesiyle başlayan
"Büyük Ortadoğu" tartışması, şimdilerde ABD'nin yıpranan yüzünü kamufle etmek için kullanılıyor. Yahudi koalisyonu dünyayı İslam'a karşı genel seferberliğe çağırırkeni, şimdi "Büyük Ortadoğu Projesi" ile Türkiye'ye yeni bir gelecek tayin ediyorlar. Ortadoğu'yu Amerika ile Avrupa arasındaki paylaşımda yeni stratejik merkez olarak gören, bütün yolların Kudüs'e çıktığı ABD-İsrail önceliklerine göre bir Ortadoğu kurgulayan çevreler, Türkiye'yi bir çatışma alanı olarak sahneye sürmeye hazırlanıyor. Büyük Ortadoğu Projesi aynı zamanda ABD'nin kendi enerji güvenliği için de önem taşımaktadır.

Türkiye'yi çoktan bölmüşler!

4 Temmuz'da ABD'de yayınlanan bir harita Türkiye için tasarlanan son şekli ortaya seriyor.Harita'da Türkiyenin Güneydoğusu'nda ermenistan ve Kürdistan devletlerinin yanında eyaletlere bölünüyor. ABD, Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Diyarbakir'i öne çıkarıyor. ABD'nin hedefi, geleceğin en büyük stratejik maddesi olan suyun başına oturmak ve zengin Mezopotamya toprakları ile GAP'i da ele geçirmek

Ortadoğu'nun tasarlanan son şeklini gösteren haritada, Türkiye'nin Güneydoğusu bölünmüş. Ralph Peters'in 4 Temmuzda Amerika'da yayınlanan "Newer Quit the Fight" isimli kitabında bir harita yayınlandı. Büyük Ortadoğu Projesi'nde Ortadoğu'nun tasarlanan son şeklini gösteren bir haritada Türkiye'nin Güney'i ve Doğusu "Kürdistan ve Ermenistan toprağı gösteriliyor ve çeşitli eyaletlere bölünüyor.
''http://www.armedforcesjournal.com" adresini tıklayıp next tuşuna dokunduğumuzda, kakarşımıza Batı'nın hayalindeki bu manzara çıkıyor ABD'nin çok büyük bir sahayı kapsayan Büyük Ortadoğu Projesi "Böl ve yönet" fikrinden hareketle Cezayir ve Fastan Endonezya'ya kadar uzanıyor.

Türkiye'ye kurulan tuzak: Büyük Ortadoğu Projesi

ABD'nin devreye soktuğu "Büyük Ortadoğu Projesi" Türkiye'nin geleceğini etkileyecek bir plan. Bu proje öncelikle Türkiye, İran, Suriye gibi ulus devletlerin yıkılmasını öngörmektedir. Irak'taki kukla devletin, Türkiye'nin Güneydoğu'sunu da kapsayacak şekilde genişletilmesi bu projenin ikinci büyük hedefidir. Amerika'nın "Büyük Ortadoğu" projesi; Irak'ın işgali ve Kuzey Irak'ta kukla bir devlet kurulması ile hayata geçirilmeye çalışılmaktadır. Bu proje öncelikle Türkiye, İran, Suriye gibi ulus devletlerin yıkılmasını öngörmektedir. Irak'taki kukla devletin, Türkiye'nin Güneydoğu'sunu da kapsayacak şekilde genişletilmesi bu projenin ikinci büyük hedefidir.

Neden Diyarbakır

ABD yeni projese kapsamında Diyarbakır'ı öne çıkarıyor. ABD'nin hedefi, geleceğin en büyük stratejik maddesi olan suyun başına oturmak ve zengin Mezopotamya toprakları ile GAP'ı da ele geçirmek. Stratejistler "Neden Diyarbakır'ın seçildiğini de şöyle anlatıyor: Bu proje kapsamında Diyarbakır'ın adının dillendirilmesi anlamlıdır. Diyarbakır ekonomik gerekçelerle değil, siyasi gerekçelerle söz konusu edilmektedir. Ortadoğu ülkeleri arasında, başta ekonomi olmak üzere çeşitli alanlarda gelişecek ilişkilerde, hiç şüphe yok ki Adana, Mersin, Gaziantep ve hatta Ş. Urfa; Diyarbakır'dan çok daha önemli bir konuma sahip olacaklardır.

Türkiye'ye kurulan tuzak

Bu açık gerçeğe rağmen söz konusu illerin değil de Diyarbakır'ın adının geçmesi tamamen Amerika'nın Ortadoğu'ya ilişkin siyasi hedefleri dolaysıyladır. Amerika'nın bugün Irak'ın kuzeyinde oluşturmaya çalıştığı kukla devletin Başkentini, ileride Diyarbakır'a taşınmAYI hedeflendiği biliniyor. "Büyük Ortadoğu " projesiyle ifade edilen, Türkiye Cumhuriyeti devletinin varlığıdır ve toprak bütünlüğüdür."Büyük Ortadoğu " projesi sadece Ortadoğu, Kafkaslar/Orta Asya, Güney Asya'dan sonra Kuzey Afrika'yı da AB'nin etki alanından çıkarmaya çalışan Washington bir plan değil. Bu proje, Türkiye'ye kurulan bir tuzak.
ORTADOĞU GAZETESİ

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

KONU İLE İLGİLİ GÖRÜŞLERİNİZİ YAZINIZ! :: Arkadaşına Gönder!

8 MESAJ BIRAKILMIŞTIR

  1. Yazan: İlker GÜVEN (E) Amiral | Tarih: 6/6/2009
    Konu: DOSTUMUZ AMERİKA VE AVRUPA
    Hatırlanacağı üzere, Amerikan Silahlı Kuvvetler Dergisinde bir Albayın makalesine ek olarak Türkiye merkezli bir Ortadoğu haritası ortalarda dolaşmaya başladı. İlkönce İtalya’ da Nato Koleji’ nde bilare gazete ve internet sayfalarında yoğun bir şekilde gösterime sunulmaya devam etmektedir. Amerikan hükümeti şiddetli ve ısrarlı bir şekilde bu haritanın resmi bir görüşü temsil etmediği sadece bir kişinin şahsi görüşü olduğunu vurgulamıştı. Oysa, bahse konu haritanın kıymetli arkadaşım Emekli Hava Orgeneral Cumhur Asparuk, 1975 yılında İncirlik Hava Üssü subay kafeteryasında bizzat gördüğünü söylemiştir.
    Bilindiği üzere, ABD Senato ve Temsilciler Meclisi gizli kararları 100 yıl geçmeden açıklanmamaktadır. 1996 yılında 100. yılını dolduran ve ancak bugünlerde elimize geçen 31 Ocak 1896 tarihli 54. Kongre gizli kararı inanılmaz gerçeği karşımıza çıkarmaktadır.
    Kararın orjinal metnini BURADAN indirebilirsiniz. Özet olarak, Türkçesi:
    KARAR: ABD’ nin belirleyeceği bir temsilci ile her hristiyan ülkeden bir temsilcinin Osmanlı İmparatorluğu adındaki kabul edilemez ve inatla devam eden şeytani hareketlerinin düzene sokulması. Bu karara göre; ABD temsilcisi mutlaka ABD vatandaşı olacaktır. Temsilci, Hıristiyan ülke yöneticileriyle işbirliği yaparak aşağıdaki görevleri yerine getirecektir;
    a) Tüm Hıristiyan ülkelerden ABD temsilcisi ile beraber çalışacak, benzer özelliklerde birer hükümet temsilcilerinin atanması sağlanacaktır.
    b) Uluslararası Hıristiyan Komitesinin uygun bir bölgede organizasyon çalışmalarına başlaması sağlanacaktır.
    c) Uluslararası Hıristiyan Komitesince din, mezhep ve milliyetçi özelliklere bakılmaksızın geçici bir Hıristiyan yöneticiyi Türkiye’ nin başkanı olarak seçilmesini mütakip, Osmanlı İmparatorluğu’ nun mevcut bölgelerinin sınırlarla ayrılması, bu bölgelerin Hıristiyan eyaletleri kabul edilip, Hıristiyan gücünün TÜRKİYE BİRLEŞİK DEVLETLERİ adında toplanması, UTAH Eyaleti yönetimi örnek alınacak ve çok eşlilik, kılıçla fethetme gibi dini vaazların ve hareketlerin yasaklanması sağlanacaktır.
    d) Geçici hükümet Türkiye Birleşik Devletlerinin sınırlarının içerisindeki etnik özelliklerine uygun olarak oluşacak ERMENİ DEVLETİ müttefikimize tüm Hıristiyan devletlerinin askeri destek sağlamaları istenecektir.
    e) Daha önce bahsi geçen geçici hükümetin süresini tamamlamasından sonra müttefik güçler tarafından kısa zaman içinde TÜRKİYE BİRLEŞİK DEVLETLERİNİN, ULUSLARARASI HIRİSTİYAN KOMİSYONU tarafından tanınması sağlanacaktır. Türkiyedeki ülke yönetiminin hiçbirzaman Sultan, Halife veya Peygamber Muhammed’ in dini (şeriat) yöneticileri tarzında olmaması ancak ILIMLI DİNİ FİKİRLERİ OLAN ve insanlara olumlu yaklaşan yönetimlerin kurulmasına özen gösterilecektir.
    Görüldüğü gibi, Türkiye’yi eyaletlere ayırarak bölme ve böylece daha kolay yönetme stratejisi ABD tarafından 1896 yılında kabul edilerek meclisler tarafından onaylanmıştır. Yukarıda bahsedilen Türkiye’ yi bölme/parçalama kararına gerekçe olarakta bahse konu tutanaklardan aşağıdaki gerekçelerin esas alındığı görülmektedir. Bunlar;
    • 1891 yılında Maraş’ ta bulunan Hıristiyan okulunun yıkılması ile devam eden Hıristiyan mülklerine verilen zararlar.
    • Maraş ve bölgede bulunan Hıristiyan - Ermeni insanların can ve mal güvenliğinin bulunmaması iddaları.
    • Hıristiyan insanların ülkede can güvenliğinin bulunmaması, ülkedeki mallarına sahip çıkamamaları, ülkeye giriş ve çıkışta sorun yaşamaları.
    • Ermeni insanların özellikle Rusya’ ya yakın olan bölgede politik, dini, kültürel ve her konuda özgür yaşama ve özerk yaşama istekleri.
    • Amerikan vatandaşlarının Osmanlı İmparatorluğunda insanlık dışı davranışlara muhatap oldukları iddaları.
    • Amerikan okulları ve bu okullardaki Amerikan (Hıristiyan) vatandaşlarının güvenlik ihtiyaçları.
    • Amerikan’ ın Hıristiyan birliğini toparlayabilecek güçte oluşu, bu güçle beraber Müslümanlığın yarattığı yıkımları sonlandırma isteği. Müslümanların dinlerinin öğrettiği çağdaş olmayan yönetim şeklinin değiştirilerek, insan haklarına saygının sağlanması.. v.s...
    İleri sürülen iddialara bakıldığında 11 Eylül New York İkiz Kuleler saldırısı sonrası ABD Başkanı Bush’ un ağzından kaçırdığı Haçlı Seferleri stratejisi ile tam bir uyum içinde oldukları görülmektedir. Gerçekten tarihe baktığımızda 1889 ile 1909 yılları arasında (20 yılda) Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ da Ermeniler tarafından 32 olay ve isyanın çıkarıldığını görürüz. Ocak 1896 daki ABD Senato ve Temsilciler Meclisinin kararından sonra Temmuz 1896 da İstanbul Osmanlı Bankası baskını (bir başka ifadeyle Galata Baskını) Hıristiyan Rusya ve Avrupa tarafından tahrik edilen Ermeniler tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu da gösteriyor ki, ABD kendi stratejisine uygun olarak, Rus ve Avrupalı Hıristiyanları Türkiyedeki Ermeni başkaldırılarında tahrik ederek kullanmaya başlamıştır.
    1920 yılında Amiral Sir. F. Robeck İngiliz Lord Curzon’ a yazdığı raporda “Kürdistan Türkiye’ den tamamen ayrılıp özerk olmalıdır. Ermenilerle Kürtlerin çabalarını koordine ederek bütünleştirebiliriz. İstanbul’daki Kürt Klübü başkanı Sait Abdülkadir ile Paris’ deki Kürt delegesi Şerif Paşa bu maksatla emrinizdedir” diyor!!!!
    10 Ağustos 1920 SEVR: “Doğu Anadolu’ da bağımsız bir Ermeni Devleti kurulacak, bu devletin sınırları ABD tarafından saptanacaktır. Aynı bölgede özerk bir Kürdistan Devleti kurulacak ve bu devlet bir süre sonra tam bağımsız olacaktır” deniliyordu!!!!
    Hangi taşı kaldırsak, hangi ulusal çıkarımız ile bağdaşmayan ulusal birlik ve beraberliğimizi dinamitleyen bir hareketle karşılaşsak altından mutlaka dostumuz dediğimiz ABD ve AB çıkmaktadır? Altı yıl önce ABD başkanı Texas’ lı bir kovboy edasıyla 11 Eylül suçluları için; “onları deliklerinden çıkaracağız”, “vuracağız”, “yok edeceğiz”, “kaçamazlar”, “bu bir haçlı seferidir” sözleriyle meydan okuyordu. Suçlu olarak El-Kaide başındaki Usame Bin Ladin ve Molla Ömer gibi isimler söylendi. Oysa bunlar hala hayatta? Ancak suçlu olarak Amerikan bombalarıyla yakılıp yıkılan Afganistan ve yerle bir edilen Irak ve onun masum vatandaşları var. Bir de Türkiye’ yi eklemek gerekir. Zira, Bush yönetimi terörist olarak ilan ettiği PKK terör örgütünü illegal yollardan besliyor, himaye ediyor ve maalesef siyasal olarak da destekliyor! PPK terörüde başta ABD desteği sayesinde Türkiye’ de masum insanların canlarını almaya devam ediyor. Yine Bush yönetimi, kuzey Irak’ ta barınan PKK terör örgütüne karşı operasyon yapmak isteyen Türk Silahlı Kuvvetlerinin karşısına dikiliyor ve hatta tehdit ediyor. Bir de yetmiyormuş gibi Türk askerlerinin başına çuval geçirip özür dahi dilemiyor. Yine ABD yani Bush yönetimi, kuzey Irak’ ta üstlenen PKK terör örgütüne silah veriyor. Bu silahlar Türkiye’ de yakalanan teröristlerin üzerinden çıkmasına rağmen yönetimin haberi yokmuş, nasıl intikal ettiğini bilmiyormuş gibi takiyeden de kaçınmıyor. İngiliz Daily Telgraph gazetesinin de açıkladığı gibi ABD subayları helikopterlerle Kandil Dağı’ na giderek teröristlerle düzenli işbirliği ve görüşmeler yapıyor/yaptırılıyor. Bütün bunlara rağmen, ABD yönetimi PKK terör örgütüne asla yardım etmiyor şeklinde yalan beyanlarına devam ediyor. Ne yazık ki, Türkiye’ de de ABD ve AB yalanlarına inanan ve inanmaya hazır birçok insan var! Malesef, Türkiye’ de “PKK terörü Türkiye’ nin iç sorunudur” diyebilen, propaganda yapan kendi vatandaşını yalan ve yanlış bilgilerle inandırmaya çalışan birçok müzakere basını yazar çizeri, bilim adamı, emekli Büyükelçileri ve yönetim kadrosu bulunmaktadır. Bugün Türkiye’ de ABD’ nin Türkiye’ nin stratejik ortağı olduğunu, ABD’ nin çok güçlü bir ülke olduğunu, ekonomik olarak tamamen dışa bağımlı olduğumuzu, kendi başımıza bağımsız, hiçbirşey yapamayacağımızı halkımızın gözünün içine baka baka söyleyebilen ve yazabilen insanlarımız, politikacılarımız, iş adamlarımız ne yazık ki az değil!
    Bugün artık, Emperyal yani yayılmacı güçler jeopolitik olarak önemli ve ekonomik açıdan zengin doğal kaynaklara sahip ülkeleri egemenlikleri altına almak için artık askeri güç kullanma stratejisinden vazgeçmişlerdir. Bunun yerine, işgal edecekleri veya denetim altında tutacakları ülkede; Emperyal güçlere bağlı siyasal partiler, sivil toplum örgütleri (demokratik kitle örgütleri), zengin iş adamları, geniş medya grupları oluştururlar. Daha sonra demokrasi, insan hakları gibi kavramların içini boşaltarak ekonomik baskı ve bağımlılık ve nihayet gözdağı verme stratejisi uygularlar. Emperyal güçlerin demokrasi anlayışları kendi güdümlerindeki veya güdebilecekleri bir partiyi seçimlerde zafere ulaştırmaktır. Bunun içinde, yukarıda bahsedilen yerli işbirlikçiler etkin bir şekilde kullanılmaktadır. Emperyalizmin en önemli etkin silahı ekonomidir. Bunun için özelleştirme adı altında ülkenin önemli ekonomik güç ve varlıkları devletin / kamunun elinden alınmaktadır. Ülke, dış borç kısır döngüsüne sokulmakta, sermaye hareketlerine sınırsız serbesti sağlanmakta, kambiyo mali kontrollarının kaldırılması, gümrük birliği ile gümrük vergilerin kaldırılması gibi reform adı altında ekonomi korumasız hale getirilmektedir. Bunun sonucunda da, sandıktan dışarıdan desteklenen partiden başka partinin çıkması imkansız hale gelmektedir.
    Bütün bunlara ilaveten, Emperyalizm, tuzak olarak ülke içindeki bölücü ve yıkıcı unsurlarıda kullanarak hatta onlara ihanetleri karşılığında siyasal, ekonomik, kültürel özgürlük dahil vaatlerle umutlar şırınga ederek ayaklanma ve isyana zorlamaktadır.
    Türkiye, İkinci Dünya Savaşından sonra “antikominist” ideolojiden esinlenen ABD güdümüne girmiştir. Kominizmin panzehiri olarakta din ögesi ağırlıklı olarak kullanılmıştır. Atatürk Cumhuriyeti’ nin değerlerinin özünde, uygar dünyanın yüzyıllar boyunca her alanda uğraş vererek büyük mücadeleler sonucu hatta savaşarak kazandığı, çağdaş değerler yatmaktadır. Cumhuriyetimizin bu değerlerine Yüce Önder Atatürk’ ün sayesinde Türkiye Cumhuriyeti’ nin kuruluşunda temeli atılan Türk renesansı ve aydınlaması ile sahip olduk. Atatürk devrimlerinin özünde Tanrı’ ya kul, padişaha köle olan insanımızın bilinçle yaşayan özgür düşünceli Türk milletinin güçlü bireyi olmak bulunmaktadır. Malesef, 10 Kasım 1938’ den itibaren Atatürk’ ün devrimleri tam oturmadan dış güçlerin de baskısı ile çok partili döneme erken geçişimiz bugünkü sıkıntılı günlerin başlangıcı olmuştur. Zira, Atatürk’ ün kurduğu laik, demokratik, sosyal, hukuk devleti ve Cumhuriyetine karşıt dincilik akımlarıda demokrasi adı altındaki bu iklimden yararlanarak oldukça büyük mesafe katederek bugüne gelinmiştir. Bugün Türkiye’ de anti-Amerikancı müslümanlarda sindirilerek ABD ve AB sempatizanı islamcılık egemen olmuştur. Bugünkü AKP iktidarı gücünü büyük ölçüde ABD’ nin BOP’ undan (Büyük Ortadoğu Projesinden) almaktadır. Yani, ABD’ nin ILIMLI İSLAM DEVLETİ (Ilımlı Teokratik Devlet) tasarım ve stratejisi ile AB’ nin İMTİYAZLI ORTAKLIK modeli tam bir uyum içindedirler. Her ikiside Türkiye’ nin batıya bağlı ancak, batının dışında ılımlı ve uyumlu bir yandaş devlet olmasını içermektedir.
    Tarihe bir göz attığımızda, acı ama gerçek olan şu bilgilere ulaşırız;
    1838 Balta Limanı Anlaşması: Bugünkü 1995 Gümrük Birliği Anlaşmasıyla eşdeğerdedir.
    1839 Tanzimat Fermanı: Bugünkü AB uyum yasaları ve IMF dayatmaları ile eşdeğerdedir.
    1856 İslahat Fermanı ise bugünkü AB Türkiye ilerleme raporları ile eşdeğerdedir.
    SONUÇ: Bu anlaşmalarla Osmanlı İmparatorluğu parçalanmıştır!!
    EİNSTEİN bakınız ne diyor; “Aptallığın en açık kanıtı, aynı şeyi defalarca yapıp, değişik sonuç almayı beklemektir”.
    Bu nedenle yukarıda belirtilen tek taraflı tavizlerle dolu ve ulusal çıkarlarımızla bağdaşmayan anlaşmaların gözden geçirilerek eşit ve egemen bir ülke gibi yeniden çıkarlarımız doğrultusunda gerekli olan batı ve doğu ülkeleriyle anlaşmalar yapmamızın kaçınılmaz bir gerçek olduğunu özellikle vurgulamak istiyorum.
    Bu vesileyle; yurtiçinde egemen, yurtdışında bağımsızlık özlem ve duygularını taşıyan demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti temelleri üzerinde yaşayan, TEK BAYRAKLI, ULUS - DEVLET’ in sonsuza dek yaşayacağı inancımı koruyarak, Atatürk’ ün sözleriyle sunumuma son veriyorum.
    Atatürk;
    “Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki, sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamları kanındaki, vicdanındaki asli cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an geri kalınmasın.”
    “Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağımdır. Doğuşumdaki tek olağanüstülük, Türk olarak dünyaya gelmemdir.”
    “Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur.”
    İlker GÜVEN (E) Amiral
    (Alıntıdır!)
    __________________

    Bağlantı »

  2. Yazan: 1 ülke NASIL ELE geçirilir ? | Tarih: 1/5/2009
    Konu: Prof.Dr.Oktay Sinanoğlu'nun Yazıları
    Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu'nun Yazıları

    Bir ülkenin diğer bir ülke üzerinde hâkimiyet kurmasının başlıca iki yolu var: Bunlara 1) "Kaba kuvvet", 2) "yumuşak güç" diyeceğim.
    "Kaba kuvvet" yönteminde bir ülke silâh zoruyla işgal edilir; altyapısı, fabrikaları, geçim kaynakları imha ve mümkün olduğu kadar insan, zâyi edilir. Teknikbilig (teknoloji) geliştikçe bu daha da kolaylaşmıştır. Kaba kuvvete başvuran, mazlûm bir ülkeye 'şunu şunu yapacaksın' der; yapmazsa tepesine biner. Bazan da, garibanlar 'peki yapacağız' deseler bile, kaba kuvvetçinin, 'aslında yapmak istemiyorlar' diye bahane edip imhâya başladığı görülmüştür.

    "Yumuşak güç" yöntemi ise, hasım seçtiğin, göz koyduğun ülkenin insanlarını, senin istediklerini, kendileri ister, gönüllü olarak yapar duruma, yavaş yavaş, alıştıra alıştıra getirmektir. Bu daha fazla zaman alır, ama çok daha etkili ve kalıcıdır.
    Düşünün ki bir ülke iktisâdî imkânlarını sâdece iki şey üretmek için kullanıyor: Biri silâh, öbürü "filim". ["Film" değil, Türkçeleşmiş bu sözcük "filim" yazılır ve okunur. (Son yıllarda daha da "Batılı" (yâni âdi bir taklidi) olma aşkları depreşmiş bazı basın-yayın mensupları illâ da dillerini kıvırıp "film" diyerek hava attıklarını zan ediyorlarsa da?] Tabii "filim" den, TV dizileri, müzik CD'leri, fasa fiso (ama derin gayeli) yabancı roman, hattâ çizgi romanları bile kasdediyoruz, yalnız sinemayı değil. Belki on iki yıl önce Aydınlık dergisinde çıkan, Dilek Uğuz Hanım'ın yaptığı bir mülâkatımda ["söyleşi" de diyebiliriz; ikisi de Türkçe. Ama "röportaj" gibi Türkçe'ye batırılan dikenlere 'Hayır'.] değindiğim gibi, o "silâh", ve genel anlamıyla "filim"den hangisinin daha etkili bir silâh olduğunu düşünürsünüz? Elbette "filim". Bir ülke insanlarının ruhlarını, gönül, ve zihinlerini köleleştirir, hâkimiyetin altına alırsan, sonunda sana herşeylerini, kalelerini, ülkelerini, topraklarını bile gönüllü olarak verirler. [Onun için, 50 yıl öncesinden başlayarak "Türkçe giderse, Türkiye gider" demiştim (Bkz. O.Sinanoğlu, "Bye-Bye Türkçe" kitabı (Otopsi, İst. Yayını)).] İşte "yumuşak güç" bunu yapar, ama "filim"den öte, daha da uzun vâdeli, etkili silâhları vardır.

    İki istilâ yönteminin her biri, tarih boyu değişik ölçülerde kullanılmıştır, yeni değil. Ancak şimdi, bir yandan maddî kaba kuvvet silâhları teknikbiliği gelişirken, diğer yanda, "yumuşak güç" için de sessizce, 'toplumsal teknikbiligler", daha da mahvedicisi, "kültürel teknikbiligler" hızla gelişti. 50 yıl, 100 yıl, 200 yıldır değişik güçler böyle yöntemler kullandı; hızlanarak kullanıyor.Bu yordamlara mâruz kalan bir halk nesiller boyu kendisine ne olduğunu, ne yapıldığını idrâk etmiyor, taa ki, işleri bitirilip ülkeleri, hayır, vatanları elden gidinceye dek. O birkaç nesil boyu, pek şikâyet eden, kaygılanan bile yok. Hani, "Halkın üzerine ölü toprağı serpilmiş" denir ya.

    İstilâcı açısından "kaba kuvvet" pek etkili bir yol değil. Mâzlum halk müstevliye için için diş biliyor. Ulusal bilinci bileniyor. İsyanlar, direniş eksik değil. Ama "yumuşak güç"te durum farklı. Çörçil'in meşhur lâfını bilirsiniz: "Herkesi bazan, bazılarını her zaman kandırabilirsiniz; ama herkesi her zaman kandıramazsınız" demiş. Lâfın son kısmı pek doğru sayılmaz: 'Yumuşak güç' ile hemen herkesi, ve uzun uzun süreler kandırabilirsiniz. Maalesef, bunun en keskin misâli, "yumuşak güç"ün tarih boyu, hasım açısından en etkili uygulanış sonuçları, yakın tarihte Türk'e olmuşa benzer. Ama gene yılgınlığa düşmemeli. Çünkü her silâhın bir karşı silâhı vardır, genellikle aşağı yukarı aynı cinsten.

    Yumuşak gücün en müthiş silâhı bir ulusun, ülkenin dilinin yokedilmesi (bir buçuk nesilde olabiliyor); bunun baş yöntemi ise eğitim dilinin ana okulundan itibâren yabancı dile çevrilmesi. Bu âfet ile 50 yıldır mücadele etmekte olduğumu biliyorsunuz. Ve nihâyet, altı yıl kadar önce Türkiye'de 'Büyük Uyanış' başladı ve hızla büyüyor. Halkımız bu sefer de mânevi kurtuluş savaşını kazanacak. Eminim.01.05.2005

    1-YUMUSAK güç PornoBASIN CasuAjan gazete-ci TV MEDYA Sinema-ci
    Kumar Piyango Pavyon Disko FutbolcuLUK
    2-KABAgüç; HARP/Suikast..
    AKILLI OLMAK ILK SART AKILLI OLMADAN DAVANI SEVSENDE DAVANA FAYDAN OLMAZ
    *Küçük isleri iyi yapmak,büyük isleri daha iyi yapabilmeye giden yoldur.
    *Uçurtmalar,rüzgar kuvvetiyle DEGiL,bu kuvvete KARSI uçtuklari için yükselirler
    *Hiç kimse basari merdivenine elleri cebinde tirmanmamistir.
    *Dogru yolda giden kaplumbaga egri yolda giden yaris atini geçer.
    *Gideceginiz yeri bilmiyorsaniz,vardiginiz yerin önemi YOKtur.
    *Kim kazanmazsa bu dünyada 1ekmek parasi,Dostunun yüz karasi düsmaninin maskarasi.
    Medeni olmayan insanlar medeni olanlarin ayaklari altinda kalmaya mahkumdurlar
    Çalismak demek bosuna yorulmak, terlemek degildir Zamanin gereklerine göre bilim ve teknik ve her türlü uygar buluslardan azami derecede istifade etmek zorunludur
    Hiçbir zafer amaç degildir Zafer ancak kendisinden daha büyük bir amaci elde etmek için belli basli bir vasitadir
    Biz kimsenin düsmani degiliz. Yalniz insanligin düsmani olanlarin düsmaniyiz
    Iki Mustafa Kemal vardir: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... Ikinci Mustafa Kemal, onu "ben" kelimesiyle ifade edemem; o, ben degil, bizdir! O, memleketin her kösesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için ugrasan aydin ve savasçi bir topluluktur. Ben, onlarin rüyasini temsil ediyorum. Benim tesebbüslerim, onlarin özlemini çektikleri seyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yasamasi ve basarili olmasi gereken Mustafa Kemal odur! akintarih.com/ataturk/ataturkdiyorki/diyorki.htm
    yenicaggazetesi.com.tr bozok.org http://site.mynet.com/asal16/
    http://geocities.com/svobodatr/ata/kronolojik.html www.angelfire.com/rnb/atadiyar/ata5.html

    Bağlantı »

  3. Yazan: nmtd | Tarih: 28/6/2008
    Konu: dünya
    çok az kaldı halk bir bütün olmalı ve şimdiden hazırlığa başlanmalı tedbirler alınmalı

    Bağlantı »

  4. Yazan: karadenizli | Tarih: 28/5/2008
    Konu: vatan
    tarih içersinde oynanan oyunlar yeniden başa alınıyor ama bilmezlermi bizim için vatan her şey demek biri için herşey olan ugrunda ölümde vız gelir

    Bağlantı »

  5. Yazan: isimsiz | Tarih: 1/3/2007
    Konu: türk
    gerekirse 253.000 şehitde doğuda veririz. bu vatanı kimse sahipsiz sanmasın...

    Bağlantı »

  6. Yazan: isimsiz | Tarih: 18/1/2007
    Konu: Ortadoğu projesi
    Türkiye'nin de bu büyük ortadoğu projesine karşı sert bir tavır sergilemesi gerekmektedir. Öncelikle askeri alanda sanayisini geliştirerek Amerika ya da Avrupa ülkelerine bağımlı olmamalıdır. Çünkü büyük olasılıkla Türkiye ile ABD ile çıkacak olan savaşta Türkiye'nin de kendi savunma silahlarını üreterek direnmelidir. Ne de olsa İran ve Suriye'den sonra sıra Türkiye'de.

    Bağlantı »

  7. Yazan: isimsiz | Tarih: 20/12/2006
    Konu: orta doğu
    sizinle internet üzerinden sohbet etmek istiyorum fikirlerinize ihtiyacım var bana yardımcı olursanız çok sevinirim

    Bağlantı »

  8. Yazan: psikolojikdanismanasu | Tarih: 8/7/2006
    Konu: selam
    sevgili kardeşim gene çok önemli konuları paylaşmışsın bizle ellerine sağlık hayırlı hafta sonları diliyorum

    Bağlantı »


şehitler ölmez vatan bölünmez

Onlar, delikanlı çağında, millet ve vatan aşkıyla ellerine silah aldılar. Hepsi birer ana kuzusuydu ama tüfek kuşanıp da, bölücü kurşunlarına karşı göğüslerini siper ederken arslan kesildiler. Damarlarındaki kan “deli” gibi akarken tek düşünceleri vardı: Bin yıllık Türk yurdunu bölmek isteyen gafillere karşı durmak! Albayrağın gölgesinde nöbet tutarken can verip şehitlik mertebesine eriştiler img149/1954/test01ld5qo5.jpg
« Önceki :: Sonraki »

Image Hosted by ImageShack.us

Tedhiş ancak tedhişle mağlup edilebilir.Bu dünyada yalnız cesur ve azimli insanlar galip gelmiştir.Ve biz öyle kuvvetli,öyle asil,öyle yüce bir fikir için mücadele ediyoruz ki bu son damla kanımızı akıtıncaya kadar savunmaya layıktır.Aklın bittiği ve sustuğu yerde son karar savaşa aitir ve en iyi savunma hucumdur.

Bugun Türk bayrağını yakarak ,

Vatanima göz dikerek ,

mehmetciğime ates edederek mutlu olacaklarını sanan gafillere,

teröristlere  ve nankörlere sadece üç kelimelik bir mesajı var Türk Gençliği'nin

UNUTMAM,UNUTTURMAM,AFFETMEM

Buyuzden varız ŞEHİTLER ÖLMEZ

free web hit counter
Ne Mutlu Türk'üm Diyene