Komutan Şehit Olduğu Gün Evlenecekti!
Komutan Şehit Olduğu Gün Evlenecekti!
Komutan, artan terör olaylarından ve her gün kaldırılan şehit cenazelerinden bunalmıştı. Gökyüzüne bakıyordu durmadan, her halinden kuşlara özendiği belliydi.
Sanki kuşlara ‘beni de alın ait olduğum topraklara götürün’ der gibiydi.
Emekli olalı çok uzun zaman olmamasına karşın sanki kendini yıllardır emekli görüyordu. Kırsalın özlemiyle yanıp tutuşan Komutan sigarasından derin bir nefes çektikten sonra, ‘Dün akşam yine gördüm. Yine şehit cenazelerini kaldırdılar. Yine şehitler ölmez diye sloganlar atıldı. Onlar orada ben buradayım. Daha ne kadar içimi acıtacak bu ayrılık’ diye söylendi.
Sanki anadan, yardan hasretle bahseder gibi kimilerinin gitmeye cesaret edemediği topraklardan konuşuyordu.
Cebinden özenle işlenmiş siyah zarif bir tespih çıkardı. Öyle özenle çekiyordu ki, her tespih tanesinde unutamadıklarını unutmaya çabalıyordu.
Anlatmaya başladı;
Bundan yıllar öncesiydi. Bölgede görev yapıyorduk. Bir Perşembe gecesi kırsaldan gelmiştik. Sıcak çatışma bekliyorduk lakin olmadı. Kahpenin çocukları cesaret edememiş olmalılar ki o gece ses çıkmadı. Eve vardığımda sabaha bir şey kalmamıştı. Hemen kendimi yatağa attım. Kalktığımda Cuma vakti yaklaşıyordu. Telsizi açıp bir taraftan dinliyor, bir taraftan da traş oluyordum. Telsizin 5 nolu kanalına geçtiğimde sıcak çatışma yaşanıyordu. Silah arkadaşlarım savaşıyorlardı. Bir şehit bir de yaralı vardı. Helikopter istiyorlardı. Çok kısa bir süre sonra hastaneye gelen helikopterden Tunceli kırsalını titreten yiğit komutanın naaşıyla diğer silah arkadaşımı yaralı olarak indirdiler.
Babayiğit vatanı uğruna can verenlerden biriydi. Gururla selamladık. Yaralı olan komutan ise diz kapağından kurşun almıştı. Doğrudüzgün doktor olmayınca öyle bir doktorun eline düştük ki. Bu doktor, aynı zamanda bulunduğumuz ilin HEP il yöneticisiydi. Israrla kanamanın alttan olduğunu söylüyor, ben ise itiraz ediyordum. Arkadaşımla konuşuyor onu ayık tutmaya gayret ediyordum.
Ne acı tesadüf ki o gün şehit verdiğimiz komutan, yaralanana ‘Bugün izinlisin ama birlikte çıkalım kırsala sonra ineriz’ teklifini yapar. Yaralanan ise, ‘Bugün nişanlım geliyor Ankara’dan onun için beni mazur gör. Kimseye duyurma da aramızda nikahımızı yapacağız’ der. Neticede birlikte kırsala giderler. Sonuç malum.
Yaralı arkadaşımın durumunun iyiye gitmediğini görüyorduk. Benzi her geçen dakika soluyor, elimizden bir şey gelmiyordu. Bir ara nabzın neredeyse sıfıra yakın olduğunu fark ettik. Sağ elimi sol eliyle sıkıca kavradı sanki koparır gibi. Kamuflajın sağ cebine elini uzattı diğer elini. İki bilezik çıkardı. ‘Bunları nişanlıma bugün takacaktım. Nasip olmayacak. Sen ver’ dedi.
‘Ağzından yel alsın aslanım’ dedim.
Su almaya gitmiştim, döndüğümde onu bulamayacağımı nereden bilirdim. Dünya başıma yıkılmıştı. Daha dün ikisiyle de ne tatlı muhabbetler etmiştik. Ne planlar yapmıştık.
Bacağından aldığı kurşunla kaybetmiştik yiğidimi. Kan kaybından.
Sorumlu doktordu, ilgilenmeyen oydu. Elimde küçük bir falçatayla doktoru aramaya koyuldum. Sanki yer yarılmış yerin dibine geçmişti. Aradığımı duymuş olacak ki bir kapının ardına pısmış vaziyette buldum onu. Boğazına bastırdığım falçatayla boynunu değil kendi kollarımı doğradım. Her tarafım kan içinde kalmıştı.
Sonrasını hatırlamıyorum, bana sakinleştirici iğne yapmışlar sonra da GATA’ya göndermişler.
Gözleri çakmak çakmak olmuştu.
Sohbeti noktalarken, ‘Keşke oralarda olsaydım’ cümlesi dökülüyordu.
Tüm şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyoruz...













0 MESAJ BIRAKILMIŞTIR